İş Hayatında Başarı Kriterleri ve Güvensizlik

Bu yazı “iş hayatındaki güvensizlik” üzerine ama, belkemiği üç kavramdan oluşuyor.

“Analitik düşünce, doğru hesap, tam iş.”

Analitik düşünce iş hayatında çok önemli fakat, 7’den 70’e düşünceye az önem veren bir toplum olduğumuz için birisinde analitik düşüncenin olmaması süreci tıkayacak kadar önemli değildir, ölçecek bir test de karşıma çıkmadı.

Güvensizliği keşfetmek, analitik düşüncenin bir meyvesi olarak ticarette bizden önce yola çıkanların en büyük icadı oldu. Müşterilerimizle, çalışanlarımızla aramızdaki güvensizliğin üzerine o kadar büyük bir ticaret kuruldu ki, bunu “güven ve huzur sektörü” olarak sundular.

Oysa, tamamen aramızdaki hırs ve güvensizlikten beslenen bir sektör.

Ticaretin iş ahlakı üzerine dönmesi gerekirken güvensizlik üzerine dönmesi tadımızı kaçırıyor.

En güzel çözüm iş ahlakı elbette.

Güvensizlik maliyetleri etiket fiyatının en az %50’sini etkiliyor mu, etkilemiyor mu?

Ürüne ya da hizmete değil, güvensizliğe para veriyoruz.

Problemini ucuza çözmeye çalışsan ayrı güvensizlik oluşuyor, pahalı hizmet alsan ayrı güvensizlik oluşuyor.

Bütçenin büyük kısmını güvensizliği giderme maliyetleri yiyor, kalanında hizmet üretiyoruz. Güvensinler diye büyük ofis & pahalı araba. Pahalı sunumlar. Kandırmasın diye sıkı şartlarla sözleşmeler. Bankanın güven karşılığında aldığı para.

Bunların hepsi güvensizlik sektörü. Ortadaki ticaret bizi kandırmasın.

Buna meydan okumak, hariçten gazel okumak olur, çünkü tamamen çözmek mümkün değil. Lakin, müşterilerinizde bunu minimuma indirebilirsiniz.

Çoğu şeye tersinden bakıyoruz. Kendimizi de müthiş kandırıyoruz.

Makro pencereden bazı örnekler vereceğim;

Başarı kriterini doğru belirlediğiniz işlerde yanılmanız az olur. Eğer başarı kriterini yanlış belirlerseniz herkese para kazandırırsınız ama siz kazanamazsınız.

Bu örnekler ülkeyle ilgili ama siyaset meseleleriy yorumlayarak bilgiyi çar-çur etmeyeceğinizi ümit ediyorum. Bu örnekler hepimizin düşünme şekliyle ilgilidir.

Mesela bir ülkede adliyeler büyükse, hukuk/adalet sektörü gelişmiş zannederiz.

Oysa, adliyeler çok ve büyükse bu biz sorunluyuz ve kendi aramızda geçinemiyoruz demektir.

Mesela, bir ülkede hastaneler çoksa, sağlık sektörü gelişmiş diye yorumlayabilirsiniz. Oysa gerçek öyle değildir; insanlar sağlıklı beslenemiyor ve hastalıklardan korunamıyor demektir. Hele hastane sayısı artıyorsa, bu insanların bir türlü iyileşemediğini de gösterir.

Mesela eğer finans sektörü büyüyorsa, para hareketinden daha çok borç hareketini hissettiriyor bana. Çünkü bankalar, borcunu ödeyemeyeni sever, ödeyeni değil.

Mesela ülkede çok fazla otoyolun yapılması, gerçekte harika bir ulaşım ağımız olduğunun değil, petrole çok fazla para ödediğinizin işaretidir. Birileri size ucuz mal bile verebilir, petrol şirketinin teşviki olmadığını nereden bileceksiniz? Bir de bizdeki gibi demiryolu ağınız zayıfsa; bu durumu kullanmayanı döverler. Tam lokum….

Bunları yukarıdan aşağıya her sektörde, her şirkette yaşıyoruz.

Zengin oyun kurucular, onların oyuncuları ve en altta zayıf oyuncular zincirinde bir üsttekinin oyununda gol yememek için çözüm, analitik düşünmek.

Analitik düşünemeyenin iş ahlakına sahip olması çok zordur. (Başkalarına komplo düzenleyebilecek kadar ahlaksız olan profesyonel ahlaksızlar bunun dışında.)

Zarar görmemek için, size yardım edenin bile niye yardım ettiğini düşünmek gerek. (“serçe-inek-bok” fıkrasını biliyorsunuzdur.)

Bir işi yönetirken gerçek başarı ölçütlerini belirleyebilen, yönetici olmasa da o işin ilerleyen aşamalarında neler yaşanacağını bilir ve ona göre hareket edebilir.

Eğer başkasının size verdiği kriterlerle başarının peşinden koşarsanız yakaladığınızda hiç bir işine yaramaz.

Güven ve iş ahlakı da, ileriyi daha fazla görebilen kişilerin taşıyabildiği değerlerdir.

Ticari başarısızlığı nedeniyle “bir kereliğine” diyerek kendini kandıran insan, korkarım sonraki aylarda da aynı yöntemi yineleyebilir. Aslında ahlaksızlığın temelinde yöntemsizlik ve yanlış düşünceler yatar.

Eğer, ne yapalım derseniz, benim küçük tavsiyelerim şunlar olur;

  • En azından ticarette herkesin kötü kurallarla oynarken müşteri, çalışan ve tedarikçi ağlarınızda güven oluşturun.
  • Şirketinizde başarı kriterlerini mutlaka belirleyin ve çalışanlarınıza duyurun.
  • Gerçek proje maliyetlerinizi mutlaka doğru hesaplayın, proje bütçesi azalınca hizmetten kısmak zorunda kalırsınız.
  • Senede bir iki kez mutlaka şirketinizi check-up yaptırın. İyi gitmeyen şeylerde erken teşhis avantajı yakalarsınız.
  • Herkes müşteriniz değildir. Müşteri kriterlerinizi de belirleyin. Boşuna indirim yapıp durmayın. İndirim satış yaptırabilir ama gerçek müşteriyi getirmez.

Ölümcül uyarı!

“Güven”in varlığına güvenmek, “tam iş yapmaktan” başlar. Yine aynı yerde de biter.

Mecburen yapılan işler ve mecburiyetlerle yürüyen ilişkilerde güven olup olmadığını sadece dara düşünce farkedersiniz, onda da işten geçmiştir.

“Efendim ben iyi insanım” diyor olabilirsiniz, kendinize de çok fazla güvenmeyin.

Unutmayınız ki, mecburen kötü olan, mecburen sahtekarlık yapan insanların hikayeleri de bu dünyada yaşandı.

İlle de doğru iş, ille de doğru hesap!